2 Bakara 76
وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهٖ عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ve izâ legullezîne âmenû gâlû âmennâ, ve izâ halâ bağduhum ilâ bağdın gâlû etuhaddisû nehum bimâ fetehallâhu aleykum liyuhâccûkum bihî ınde
rabbikum, efelâ tağgılûn.
İnanmış olanlarla karşılaştıklarında, İnandık derler. Baş başa kaldıklarında ise şöyle konuşurlar: Allah'ın size açtığını, Rabb'iniz katında sizinle
tartışmada kanıt yapsınlar diye onlara söylüyor musunuz? Aklınızı işletmeyecek misiniz?
4 Nisa 42
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَدٖيثًا
Yevmeiziy yeveddullezîne keferû ve asavur rasûle lev tusevvâ bihimul ard, ve lâ yektumûnallâhe hadîsâ.
Bir gündür ki o, küfre sapıp resule isyan edenler toprağa karışıp gitmeyi isteyecekler ve Allah'tan hiçbir sözü gizleyemeyecekler.
4 Nisa 78
اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ فَمَالِ هٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدٖيثًا
Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcim muşeyyedeh, ve in tusıbhum hasenetuy yegûlû hâzihî min ındillâh, ve in tusıbhum seyyietuy
yegûlû hâzihî min ındik, gul kullum min ındillâh, femâli hâulâil gavmi lâ yekâdûne yefgahûne hadîsâ.
Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, Bu, Allah
katındandır! derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, Bu senin yüzündendir. derler. De ki: Hepsi, Allah katındandır. Şu topluluğa ne oluyor
ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
4 Nisa 87
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فٖيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَدٖيثًا
Allâhu lâ ilâhe illâ hû, leyecmeannekum ilâ yevmil gıyâmeti lâ raybe fîh, ve men asdegu minallâhi hadîsâ.
Allah'tır O, ilah yoktur O'ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Hadis/söz
bakımından, Allah'tan daha sadık kim olabilir?
4 Nisa 140
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقٖينَ وَالْكَافِرٖينَ فٖى جَهَنَّمَ جَمٖيعًا
Ve gad nezzele aleykum fil kitâbi en izâ semiğtum âyâtillâhi yukferu bihâ ve yustehzeu bihâ felâ tag'udû meahum hattâ yehûdû fî hadîsin ğayrih,
innekum izem misluhum, innallâhe câmiul munâfigîne vel kâfirîne fî cehenneme cemîâ.
Allah, Kitap'ta size şunu da indirmiştir: Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini işittiğinizde, bir başka lakırdıya dalıp gittikleri
zamana kadar, o münafıkların yanında oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi sayılırsınız. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla kâfirleri cehennemde
biraraya getirecektir.
6 Enam 68
وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذٖينَ يَخُوضُونَ فٖى اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
Ve izâ raeytellezîne yehûdûne fî âyâtinâ feağrıd anhum hattâ yehûdû fî hadîsin ğayrih, ve immâ yunsiyennekeş şeytânu felâ tag'ud bağdez zikrâ meal
gavmiz zâlimîn.
Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze dalıncaya değin onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa,
hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma.
7 Araf 185
اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فٖى مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَیْءٍ وَاَنْ عَسٰى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
E ve lem yenzurû fî melekûtis semâvâti vel ardı ve mâ halegallâhu min şey'iv ve en asâ ey yekûne gadıgterabe eceluhum, febi eyyi hadîsim bağdehû
yué'minûn.
Göklerin ve yerin melekutuna, Allah'ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi?
Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?
12 Yusuf 6
وَكَذٰلِكَ يَجْتَبٖيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ
Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yuallimuke min teé'vîlil ehâdîsi ve yutimmu niğmetehû aleyke ve alâ âli yağgûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min
gablu ibrâhîme ve ishâg, inne rabbeke alîmun hakîm.
İşte böyle! Rabbin seni seçip yüceltecek, olayların ve sözlerin tevilinden, sana birşeyler öğretecek, hem senin hem Yakub soyunun üzerinde nimetini
tamamlayacaktır. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Şu kesin ki, senin Rabbin Alîm'dir, Hakîm'dir.
12 Yusuf 21
وَقَالَ الَّذِى اشْتَرٰیهُ مِنْ مِصْرَ لاِمْرَاَتِهٖ اَكْرِمٖى مَثْوٰیهُ عَسٰى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى الْاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰى اَمْرِهٖ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Ve gâlellezişterâhu mim mısra limraetihî ekrimî mesvâhu asâ ey yenfeanâ ev nettehızehû veledâ, ve kezâlike mekkennâ liyûsufe fil ard, ve linuallimehû
min teé'vîlil ehâdîs, vallâhu ğâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseran nâsi lâ yağlemûn.
Onu satın alan Mısırlı, karısına şöyle dedi: Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu. İşte bu
şekilde biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân verip o toprağa yerleştirdik ki, ona olayların/haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Gâlib'dir/kendi
emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.
12 Yusuf 101
رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنٖى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنٖى مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّٖ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ تَوَفَّنٖى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنٖى بِالصَّالِحٖينَ
Rabbi gad âteytenî minel mulki ve allemtenî min teé'vîlil ehâdîs, fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fid dunyâ vel âhırah, teveffenî muslimev ve elhıgnî
bis sâlihîn.
Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim
dünyada da âhirette de Velî'm sensin. Beni müslüman/sana teslim olmuş olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kullar arasına kat.
12 Yusuf 111
لَقَدْ كَانَ فٖى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُولِى الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدٖيثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْدٖيقَ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصٖيلَ كُلِّ شَیْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Legad kâne fî gasasıhim ıbratul liulil elbâb, mâ kâne hadîsey yufterâ ve lâkin tasdîgallezî beyne yedeyhi ve tefsîle kulli şey'iv ve hudev ve rahmetel
ligavmiy yué'minûn.
Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine
o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.
18 Kehf 6
فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَسَفًا
Felealleke bâhıun nefseke alâ âsârihim il lem yué'minû bihâzel hadîsi esefâ.
Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
18 Kehf 70
قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَنٖى فَلَا تَسْپَلْنٖى عَنْ شَیْءٍ حَتّٰى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا
Gâle feinittebağtenî felâ tes'elnî an şey'in hattâ uhdise leke minhu zikrâ.
Dedi: Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru sorma!
20 Taha 9
وَهَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ مُوسٰى
Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi?
20 Taha 113
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا وَصَرَّفْنَا فٖيهِ مِنَ الْوَعٖيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا
Ve kezâlike enzelnâhu gur'ânen arabiyyev ve sarrafnâ fîhi minel veîdi leallehum yettegûne ev yuhdisu lehum zikrâ.
Biz onu işte böyle, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki sakınabilsinler, yahut da Kur'an onlara yeni
bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.
21 Enbiya 2
مَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Mâ yeé'tîhim min zikrim mir rabbihim muhdesin illestemeûhu ve hum yel'abûn.
Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar.
23 Muminun 44
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّمَا جَاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeter rasûluhâ kezzebûhu feetbağnâ bağdahum bağdav ve cealnâhum ehâdîs, febuğdel ligavmil lâ
yué'minûn.
Sonra, resullerimizi art arda gönderdik. Hangi ümmete resulü geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer
efsane yaptık. Dönmeze gitsin iman etmeyen bir topluluk!
26 Suara 5
وَمَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضٖينَ
Ve mâ yeé'tîhim min zikrim miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu muğrıdîn.
O Rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.
31 Lokman 6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرٖى لَهْوَ الْحَدٖيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ
Ve minen nâsi mey yeşterî lehvel hadîsi liyudılle an sebîlillâhi biğayri ılmiv ve yettehızehâ huzuvâ, ulâike lehum azâbum muhîn.
İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil
edici bir azap vardır.
33 Ahzap 53
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِىِّ اِلَّا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرٖينَ اِنٰیهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعٖيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَاْنِسٖينَ لِحَدٖيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى النَّبِىَّ فَيَسْتَحْيٖ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا
يَسْتَحْيٖ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْپَلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهٖ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمًا
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi illâ ey yué'zene lekum ilâ taâmin ğayra nâzırîne inâhu ve lâkin izâ duîtum fedhulû feizâ taımtum
fenteşirû ve lâ musteé'nisîne lihadîs, inne zâlikum kâne yué'zin nebiyye feyestahyî minkum, vallâhu lâ yestahyî minel hagg, ve izâ seeltumûhunne
metâan fes'elûhunne miv verâi hıcâb, zâlikum atheru ligulûbikum ve gulûbihinn, ve mâ kâne lekum en tué'zû rasûllallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehû mim
bağdihî ebedâ, inne zâlikum kâne ındallâhi azîmâ.
Ey iman edenler! Size bir yemek için izin verilmedikçe Peygamber'in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak
yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber'i rahatsız eder. Fakat o size bir şey
söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin. Bu,
hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur. Allah'ın resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle
nikâhlanmanız, size helal kılınmamıştır. Böyle bir şey Allah katında büyük bir vebaldir.
34 Sebe 19
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Fegâlû rabbenâ bâıd beyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fecealnâhum ehâdîse ve mezzagnâhum kulle mumezzag, inne fî zâlike leâyâtil likulli
sabbârin şekûr.
Ama onlar, tutup şöyle dediler: Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır! Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik;
hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.
39 Zumer 23
اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَدٖيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلٖينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْدٖى بِهٖ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâbem muteşâbihem mesânî, tagşeırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve
gulûbuhum ilâ zikrillâh, zâlike hudallâhi yehdî bihî mey yeşâé', ve mey yudlilillâhu femâ lehû min hâd.
Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir.
Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah'ın Zikri/Kur'an'ı karşısında yumuşar. Bu, Allah'ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete
erdirir. Allah'ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.
45 Casiye 6
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِهٖ يُؤْمِنُونَ
Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hagg, febieyyi hadîsim bağdallâhi ve âyâtihî yué'minûn.
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah'tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!
51 Zariyat 24
هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ ضَيْفِ اِبْرٰهٖيمَ الْمُكْرَمٖينَ
Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukramîn.
Geldi mi sana İbrahim'in ikram edilen konuklarının haberi?
52 Tur 34
فَلْيَاْتُوا بِحَدٖيثٍ مِثْلِهٖ اِنْ كَانُوا صَادِقٖينَ
Felyeé'tû bihadîsim mislihî in kânû sâdigîn.
Eğer doğru sözlü iseler, onun benzeri bir hadis/söz getirsinler.
53 Necm 59
اَفَمِنْ هٰذَا الْحَدٖيثِ تَعْجَبُونَ
Efemin hâzel hadîsi tağcebûn.
Şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz?
56 Vakia 81
اَفَبِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ
Efebihâzel hadîsi entum mudhinûn.
Şimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz/bu sözle mi alttan alıp gevşek davranacaksınız/bu sözle mi yağcılık edeceksiniz?
65 Talak 1
يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّا اَنْ يَاْتٖينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرٖى
لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْرًا
Yâ eyyuhen nebiyyu izâ tallagtumun nisâe fetalligû hunne liıddetihinne ve ahsul ıddeh, vettegullâhe rabbekum, lâ tuhricû hunne mim buyûti hinne ve lâ
yahrucne illâ ey yeé'tîne bifâhışetim mubeyyineh, ve tilke hudûdullâh, ve mey yeteadde hudûdallâhi fegad zaleme nefseh, lâ tedrî leallallâhe yuhdisu
bağde zâlike emrâ.
Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın! Rabbiniz olan Allah'tan korkun! Onları evlerinden
çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını
çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş/oluş ortaya çıkarır.
66 Tahrim 3
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِىُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِهٖ حَدٖيثًا فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِهٖ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِهٖ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَا قَالَ نَبَّاَنِىَ الْعَلٖيمُ الْخَبٖيرُ
Ve iz eserran nebiyyu ilâ bağdı ezvâcihî hadîsâ, felemmâ nebbeet bihî ve azherahullâhu aleyhi arrafe bağdahû ve ağrada am bağd, felemmâ
nebbeehâ bihî gâlet men enbeeke hâzâ, gâle nebbeeniyel alîmul habîr.
Hani, Peygamber, eşlerinden birine bir sözü gizlice söylemişti. Sonra eşi bu sözü duyurup Allah da onu Peygamber'e bildirince, Peygamber sözün
bir kısmını açıklamış, bir kısmından vazgeçmişti. Peygamber, sözü eşine bildirdiğinde o: Bunu sana kim haber verdi? demişti. Peygamber de: O
her şeyi bilen, her şeyden haberi olan bana bildirdi. diye cevaplamıştı.
68 Kalem 44
فَذَرْنٖى وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَدٖيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Fezernî ve mey yukezzibu bihâzel hadîs, senestedricuhum min haysu lâ yağlemûn.
Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
77 Murselat 50
فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Febieyyi hadîsim bağdehû yué'minûn.
Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?
79 Naziat 15
هَلْ اَتٰیكَ حَدٖيثُ مُوسٰى
Hel etâke hadîsu mûsâ.
Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi?
85 Buruc 17
هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْجُنُودِ
Hel etâke hadîsul cunûd.
Geldi mi sana orduların haberi?
88 Gasiye 1
هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْغَاشِيَةِ
Hel etâke hadîsul ğâşiyeh.
Geldi mi sana Ğaşiye'nin/her şeyi her yandan sarıp kaplayacak olanın haberi?
93 Duha 11
وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
Ve emmâ biniğmeti rabbike fehaddis.
Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir!
99 Zelzele 4
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا
Yevmeizin tuhaddisu ahbârahâ.
İşte o gün yerküre, tüm haberlerini söyler/anlatır.